
ALEVİLİK / BEKTAŞİLİKTE MİRAÇ YORUMU
Yükselmek, yükseliş gibi anlamlara gelen ‘miraç’ hadisesini anlayabilmek için öncesinde gelişen olayları iyi analiz etmek gerekir. Risâlet vazifesini kitlelere duyurmak amacıyla canhıraş uğraşan Allah Resulü (a.s), ilk üç yıl içerisinde çok sıkıntılı günler yaşamıştı. Sosyal ve ekonomik boykotlar, eza ve cefa dolu sahneler derken aynı yıl içersinde çok sevdiği iki insanı, amcası Ebu Talib ve biricik refikası Hz. Hatice’yi kaybetmişti. Bütün sıkıntılara rağmen davasına sımsıkı sarılan sevgili peygamberimize Taif’te yapılanlar ve oradan eli boş döndürülmesi kendisini ziyadesiyle sarsmıştı. Adeta İlâhî bir müjde beklediği ve mevhibe-i İlâhîye hasret bir durumda iken Mirac-ı Nebî gerçekleşti. Hapsolunduğu dar kalıpları aşarak Cibril-i Emin’in dahi muttalî olamadığı İlahî sır ve olaylara şahit olacağı seyr-i İlahî’ye sevkedilmişti. Kul Himmet şöyle dile getirir bu gerçeği:
“Ol gece Muhammed miraca erdi
Erdi de tabibin yarasın sardı
Hakkın kudretinden konukluk gördü
İzzet etti dosta döktü taamı.”
Bir Dede’nin yorumuyla;“Hz. Muhammed emin ve güvenilir bir insandı, dosdoğruydu, düzgün yaşıyordu, putlara tapmıyordu. Yetimi, yoksulu, çaresizleri, köleleri koruyordu ve tek Tanrı’ya inanıyordu. Miraç ise ulaştığı, ulaşabildiği ve ulaşılabilecek en yüce değerdi. Alevi İslam inancına göre o değer Kırklar Meclisidir.” Aynı zamanda kitap yazarı olan Dede, Hz. Peygamberin miraca ulaşmasının sırrını Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerine dayandırarak şöyle açıklıyor: “Allah elçisinin miraca ulaşması insanların garipleriyle, fakirleriyle, yetimleriyle ilgilenmesi ve o çileyi çekmesiyle Allah’a sürekli miraç haliyle olur. Ey dost! Sen de Allah’a sürekli miraç yapmak istiyorsan işte yöntemin:
Nerde görsen gönlü kırık merhem ol!
Öyle mazlum yolda kalsa derman ol!
Mahşer günü dergahına mahrem ol!” (A. Rıza Uğurlu, Aşk-ı Muhabbet)
Yine bu hadise, inanıp inanmamak arasında sınava tabi tutulan o günün ve sonrasının insanına bir test niteliği taşıyordu. Cenab-ı Hakk’ın bazı dini talimatları bildirmesi yanında, Habîb-i edîbini teskiye ve rahatlatma adına İsra ve Miraç hadisesi vuku buluyordu. Kur’an-ı Kerim’de İsra suresi 1. ayette İsra’dan bahsedilmektedir: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye(Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, hakkıyla işitendir, görendir.” Hz. Peygamberin Mescid-i Aksa’dan semâvâta çıkarıldığına dair bilgiler, hadis, siyer ve tarih kitaplarında mevcuttur. (Örn. Buhari, I, 91-93)
Sadece İslamiyet değil bütün semavî dinler açısından, ‘Tevhid’ inancından sonra ikinci sırada ‘nübüvvet’ yani peygamberlik inancının bulunduğu bilinen bir gerçektir. Çünkü onlar, İlahî tebliğin taşıyıcısı ve yayıcısı olan mümtaz şahsiyetlerdir. Bu gerçekten hareketle, Alevi/Bektaşi kaynaklarda da ulûhiyet gerçeğinden sonra nübüvvet gerçeğine dikkat çekilmiş, bütün peygamberler saygıyla anılmakla birlikte Hz. Muhammed’e özellikle vurgu yapılmıştır. Başta vilayetnâmeler olmak üzere diğer belli başlı kaynaklarda Allah’a hamd-ü senadan sonra Hz Peygambere salat-ü selam getirilmesi bunun en açık örneğidir. Şeyh Safî Buyruğu’nda, Hz. Muhammed hakkında şu ifadeler yer almaktadır:
“Yüz yirmi dört bin Nebi’ye Muhammed oldu ser,
Üç yüz on üç mürseller içinde oldurur server,
Yüz yirmi dört velînin evrendesidir ol Şah,
Nice mürseller eşiğinde afitâb çeker.”
Alevi klasikleri içersinde en çok dikkate alınan eserlerin başında gelen Buyruk’ta daha ilk sayfalarda göze çarpan husus, ‘Kırklar Cemi’ bahsinde geçen miraç hususudur. Burada anlatılan söylenceye göre; Hz. Peygamber miraca çıkmış, dönüşte ise bu meclise uğrayarak onlarla birlikte yol ve erkân sürmüştür. Miraçnâmelere konu olan bu hadise, bir miraçlamada şöyle anlatılır:
Hak emretti Cebrail’e/ Habibim miraca gele
Önünde delili bile/ Cebrail Eminullahı
Gayib’ten yandı bir çırak/ Çünkü yakin oldu ırak
Cebrail getirdi Burak/ Bindi ol Habibullahı.
Süt elma baldan aldı/ Kudret lokması geldi
İkisi de bile tattı/ Yediler nimetullahı.
Oldu miracı mübarek/ Hakk kıldı tebârek
Şanına indi Levlâke levlâk/ Padişahlar Padişahı.
……
Cem törenlerinde miraçlama bölümünde bu nefesler okunur ve miraçlama da zaten bu yolculuğu sembolize eder. “Ettiler kırklar semahı” denildiği zaman semaha kalkılır ve kırklar semahı dönülür. İslamiyetin tasavvufî ve mistik bir yorumu olan Aleviliğin temel ibadeti sayılan ‘âyin-i cem’, bir nevi miraç mizanselidir. Miraçta Hz. Peygamberin ‘kırklarla’ gerçekleştirdiği ritüellerin benzeri burada uygulanır ve canlar büyük bir aşk ve şevkle adeta bu sahneleri yaşarlar. Bununla ise, kesretten vahdete doğru bir yol katedilmiş olunur. Cem törenindeki dua, niyaz, hizmet ve erkânlar canların miracıdır. Bu hizmet ve ibadetlerle Allah’a urûc ve seyr-i İlahi yapılarak Rahmet-i Rahman’a kavuşulduğuna inanılır. Zira cem meydanı, ‘ölmeden önce ölün’ fermanına mazhar olanların yeridir.
Alevi/Bektaşi şairlerinden ve yedi ulu ozandan biri olan Hatâyî de şiirlerinde Hz. Peygambere olan derin saygı, aşk ve muhabbetini; ‘Canım Mustafa’, ‘Ya Muhammed Mustafa’, ‘Alemin Nuru Muhammed Mustafa’ gibi ifadelerle dile getirmiştir. Cemlerde coşkuyla söylenen ve bir ara kalkılıp oturulan beyitlerde Hz. Peygamberin mürşit, Hz. Ali’nin ise rehber olduğunu ifade eder:
Muhabbetten hasıl oldu Muhammed/ Ali’ye virildi cümle velâyet
On iki imamın erkânı şefaat/ Muhabbetten geçen Hak’tan da geçer.
Muhammed hâtem-i peygamber oldu/Ali cümle evliyaya ser oldu
Şah anda Cebrail’e rehber oldu/ Ol demde kuruldu erkân Hû deyu.
…
Muhammed kalktı oturdu/ Ali hizmetin yetürdü
Yer gök salevat getürdü/ Muhammed doğduğu gece.
Alevi/Bektaşi klasiklerinden olan Cabbâr Kulu, Hazret-i Peygamber’in dünyaya geliş nedenini, nübüvvet ve risâlet görevini şöyle açıklamaktadır: “Hakk’un emriyle Muhammed dünyâya geldi. Şevk virdi, güneş gibi, cihân nûr ile doldu. Cebrâîl âyet indirdi. Farz, sünnet bildirdi. Taklîdler, tahkîk [oldu]. Küfrü, aradan kaldırdı. Muhammed, mirâca vardı. Acâyib hikmetler gördü. Hak Teâlâ beş vakit namâzı, ümmetine armağan virdi. Allah emir itdi, buyurdu. Hakkı, bâtılı ayırdı. Emir olanı, Muhammed ümmetine duyurdu. Hak, bâtıl seçildi. Âleme, nurlar saçıldı. Perde kalktı aradan, cümle hicâblar açıldı. Küffârlar, îmâna geldi. Kimi şöyle, hâricî kaldı. Dîn-i İslâm, âşikâre çıkdı. Hüküm, Muhammed’in oldu. Cabbâr Kulu eydür: Aklınuz, yitmez mi? Kitap, böyle hüküm itmez mi? Kanı, sizden evvel gelenler? Onlar, size örnek yitmez mi?”
Yine Kitab-ı Cabbar Kulu’na göre, Hz. Ali Hz. Peygambere sordu:
- Ey Allah’ın elçisi! Allahu Teâlâya nerede kavuştunuz, yüzünü nerede gördünüz?
- Ey Ali! Allahu Teâlânın yüzünü yetmiş bin perdeden yukarıda gördüm.
- Ey Allah’ın elçisi! Perde diye neye diyorsunuz?
- Ey Ali! Perde yeryüzü ile gökyüzü arasındadır. İkinci gök arasına ikinci perde derler. Yedinci kat göğe yedinci perde derler. Yetmiş bin perde dediğim, yedi kat gökten yukarıdadır.
- Ey Allah’ın elçisi! Bu perdelerin arası uzak mıdır?
- Ey Ali! Yedinci kat göğe çıkana kadar, her perdenin arası beş yüz yıllık bir yol mesafesidir. Daha yukarıdaki perdelerin arasındaki mesafe daha uzaktır. Allah’ın katından yukarıya olan uzaklık bin yıllık yol kadardır. Ondan daha yukarıda olan perdenin arası, bin beş yüz yıllık yol mesafesidir. Sonuç olarak bu perdelerin arası birbirinden beşer yüz yıllık uzaklıktadır…(TDV yay.2007)
Buradan ve devamından anlaşıldığına göre Hz. Peygamber, miraçta Allah Teâlâyı perdesiz ve aracısız görmüş; kendisine nübüvvet, Hz. Ali’ye ise velâyet makamı verilmiş; ilahî mevhîbe ve talimatlarla geri dönmüştür.
Miracında ümmetini dileyen Rahmet Peygamberi, bütün nebîlerin ve velîlerin başıdır. Hatayî şöyle ifade eder:
Muhammed ayağa durdu/Ümmetini diledi
Cümlesine rahmet olsun/Dedi ağladı Kibriya
Eğiliben secde kıldı/Hoşca kal sultanım dedi
Kalkıp evine giderken/Yolun uğrattı Kırklara.
Bir Alevi-Bektâşî için, üstün niteliklere sahip bir peygambere ümmet olmak, övünç kaynağıdır. Hz. Peygambere duyulan bu coşku, dilden dile gönülden gönüle akmıştır. Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye; Pir Sultan Abdal’dan Aşık Veysel’e kadar kadar pek çok ozanın en güzel konusu, hep O ve mucizeleri olmuştur. En büyük mucizelerinden olan ve Kâdir-i Mutlak Allah’ın eşsiz azamet ve hazinelerini izhar eden miraca inanılmakla kalınmaz, aynı zamanda cem törenlerinde bizzat yaşanılır. Yine Alevi/Bektaşi kültürüne sahip birisi için mirac, insana hizmettir. Çünkü, halka hizmet Hakk’a hizmettir. Dolayısıyla hizmet Hakk içindir. “Kendileri muhtaç durumda iken ellerindekini fakir, yetim ve esire veren; karşılığında ise Allah rızasından başka hiçbir şey beklemeyen” ayet-i celilelerinin nuzûlüne mazhar olan Ehl-i Beyt’i kendilerine ölçü alan Alevi/Bektaşiler için en büyük miraç, insanın gönlüne girebilmektir. Garip, yetim ve yoksulların gönlünü alan, miracı yakalamış dolayısıyla Allah’a ulaşmış demektir.
Yazımızı Miskin Ahmed’in dizeleriyle bitirelim:
On sekiz bin aleme server olan Muhammed
Otuz üç bin ashaba rehber olan Muhammed
Çıplaklık ve açlığa kanaatlı Muhammed
Asi, cani ümmeti şefaatli Muhammed
Gece yatıp uyumaz, tilavetli Muhammed
Garip ile yetime mürüvvetli Muhammed
Beş vakit namaz olanda imam olan Muhammed
Miraç aşıp varanda şahit olan Muhammed
Arş ve Kürsü pazarı, inayetli Muhammed
Sekiz cennet sahibi velayetli Muhammed..
İhsan ÜNLÜ ihsan66@gmail.com
Yazının Yayın Tarihi: 28 Temmuz 2008 Pazartesi Bu köşe yazısı 158 defa okundu. Toplam 1260 kelime
Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Arkadaşına Gönder
[ Geri Dön: İhsan ÜNLÜ ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|