Sevmek samimiyet ister. Sevmek dürüstlük ister. Sevmek yürek ister!
Sahi ya, görmeyeli epey oldu. Dürüstlük nerede? Sevgi nerede?
* * *
Çarşıda gezersin, yüzler sahte...
İşe gidersin, paralar sahte...
Televizyon izlersin, kanallar sahte...
Yemek yersin, ekmek sahte...
İnternete girersin, siteler sahte !
Hal böyleyken, nasıl aşık olurum?
Aşklar sahte...
GERÇEK SEVGİ
Yazının bundan sonraki bölümünde Mona Roza'dan bahsetmek istiyorum.
Yani sevgiden. Yani aşktan...
Mona Roza'dan başka da birçok şiir, efsane ve hikaye vardır sevgiyi anlatmak için. Ben Mona Roza'yı seçtim.
Birçok şeyin sahte olduğu bu düzende, sahte olmayan birşeyler de olmalıydı. Şiir de onlardan biri.
Üstad Sezai Karakoç, çok uzun yıllar önce kalema aldığı bu şiiriyle, şiirseverlerin ve edebiyatçıların gönlünde ayrı bir yere oturmuştur.
Mona Roza artık sadece bir şiir değil, yaşayan bir efsane olmuştur aşıkların kalbinde.
Karakoç üniversite yıllarında bir kızı çok sever. Bunu açıklamak biraz zor ama sevgisini tarif etmek için aslında "çok" yerine tarifsiz desek daha doğru olur.
Bir şiir yazar, şiirin namı alır başını yürür. Bir süre sonra Mona Roza aşıkların dilinde kalpten kalbe dolaşmaya başlar. Ankara'dan yükselen bu tılsım, yıllar sonra tüm ülkede herkesin mırıldandığı efsanevi bir şiire dönüşecektir.
Ne diyelim, herşeyin sahte olduğu böyle zamanlarda, böylesine yürekli, sevgi dolu bir şiiri bize ve bizden sonra gelecek olan sevgi insanlarına miras bırakacağın için, yüreğine sağlık Karakoç...