
ZALİMİN HASMI -2-
ZALİMİN HASMI -2-
Tak tak tak…
Zalim hasta yatağından güçlükle kalkabildi. Hem sabahın bu saatinde kim onun kapısını çalardı ki? Evin buz gibi duvarlarına tutuna tutuna kapının önüne geldi. Yavaş bir şekilde açtı kapıyı. Karşısında duran adamı görünce önce bir anlam veremedi buna. Öyle ya adamın ruhu zalimdi, her olayın, her sözün, her davranışın altında bir bit yeniği arardı. Sinsi gözlerle tekrar tekrar karşısında duran adama baktı durdu.
Adam kapının önünde öylece bekliyor fakat zalimin onu eve davet etmesini beklemiyordu ! Anlaşılan ilk söze o başlayacaktı. Hoş bulduk dedi, gayet sakin bir şekilde “Geçmiş olsun” demeyi de ihmal etmedi.
Zalim taviz vermek istemiyordu ancak mecbur kaldığı için beklide, kabaca “Ne istiyorsun?” demekle yetindi.
Kapının önünde bekleyen yıllar önce kavgaya tutuştuğu, hakkında iftiralar attığı, sağda solda acımasızca dedikodusunu yaptığı, hatta çamur at izi kalsın misali kul hakkına girdiği, bazen de üstü kapalı şekilde hakaret ettiği “Manav”dı.
Manav, Zalim’e yaşlı gözlerle baktı. Çünkü O’nun adetiydi bu. Ruhunda vardı ağlamak. Hep nasihat ederdi nazı geçtiklerine. “Ağlamak iyidir.” derdi. Dünyanın manasını bilseniz, ağlamanın manasını anlasanız, belki siz de ağlardınız derdi. Ruhun da vardı acımak. Merhamet onun ruhuna üflenmiş, soylu bir özelliğiydi. Manav merhametliydi !
“Seni hekime götürmeye geldim eğer kabul edersen” dedi Manav.
“Niye ki” dedi zalim.
“Çünkü çok hastasın, elinden tutacak kimsen yok biliyorum. Hadi geçmişi unut, ince hesaplar peşinden koşmayı bırak artık. Affetmek iyi insanların intikamıdır ! Bunu da sakın unutma” dedi Manav.
Manav ona bir adım gelenlere bin adım gitmeye razıydı. Yeter ki şeytanlar, kara yılanlar insan suretinde rahatsız etmesin diye kimseyi. O her şeyi göze almıştı. Düşmanına bile merhamet edebilecek kadar erdemliydi.
Çünkü O, “Biz, bizi öldürmeye gelenlerin, bizde dirildiği bir neslin evlatlarıyız !” sözünü idrak edebilenlerdendi. Çünkü “O” bu sözü çok severdi. Çünkü “O” bu söze gerçekten inananlardandı…
Zalim ise bırakın mahşerde vereceği hesabı, kadıya verecek hesabı bile olmadığına inanan zavallının biriydi. Öyle ya zalimin sadece lakabı değil, “Ruhu da zalimdi..”
Doktora gitmeyi tabiî ki kabul etmedi. Kapıyı kapattı hiçbir şey demeden. Artık belki de kurtulamayacağına inanıyordu. Hastalığını kabullenmişti. Belki de bu yüzden gitmedi manavla. Belki de bu yüzden kapıyı kapattı öylece. Hiçbir şeyi kabullenemeyen Zalim, hastalığını kabullenmişti belki de ! ! !
Öldüğünde cenazesine pek kimse gelmedi. Manav tabiî ki oradaydı. Helal ettiniz mi diye sorulduğunda tereddütsüz “Helal olsun” dedi, yine yaşlı gözlerle.
Zalim ise hayatta şunu hiç anlayamadı; “Bu dünyadan öteki dünyaya, sadece iyiliklerini ve kötülüklerini götürürsün, ilahi tabirle ‘sevaplarını ve günahlarını.’
Ona göre yaşa, ona göre yaşat ! İster ruhunu ister bedenini.
Peki sen bu gidişle, kul hakkıyla mizan kapısına nasıl varacaksın be zalim?..
Esin kaynağım, büyük şair,
hak ehli hakikat ehli,
Tacettin dergahının büyük şairi Mehmet Akif’e hürmet eder şu şiiri okumanızı öneririm. Görüşmek üzere…
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu? Yazar: M. Beşir BUYRUK Tarih: 2007-12-07
|
|