
ÂH ‘I’STANBUL! CENNET OLSAN NE FAYDA
Size dünyanın en güzel şeyinden bahsetmek isterdim. Öyle bir şey söylemek isterdim ki sizi bir anda dünyanın en mutlu insanı yapsın. Öyle bir şey ki bütün derdinizi, tasanızı yok etsin. Bu öyle birşey olsun ki size herşeyi unuttursun. Bir siz kalın, kendinizle başbaşa kalın. İmkanınız var mı, sahi?
Yollara sevdalı olunca insanı yollar çağırıyor, durdurmuyor yerli yerinde. Hep bir yerlere gitme, yetişme telaşı biraz da. Erzincan’dan başlayıp K. Maraş’a devam eden yolumuzun ucu İstanbul’a çıktı. İstanbul... Laf arasında geçiştirmiş olmayayım, İstanbul dedimse kuru bir İstanbul değil. Dolu dolu, hatta tersine biraz nemli, ıslak... Denizinde asaleti saklı, köprülerinde heybeti, surlarında eskiden kalma ihtişamı.. İstanbul. İsminin geçtiği her yeri güzelleştiren, şiirlere, şarkılara en duygusal manaları yükleyen.. En çok da aşka yakışan şehir. Bir İstanbul beyzadesinin ağzından İ nin noktası düşürülüp Istanbul okunan ve kendini sadece ismiyle sevdirmeye yeten şehir. Istanbul... Kendinizle başbaşa kalabildiğiniz tek şehir, bakın, imkanınız varmış, sahi.
İstanbul deyince kiminin yüzü güler, kiminin hüzünlenir, kiminin suratı asılır, kiminin siniri bozulur. Velhasıl İstanbul’un yeri herkesin içinde ayrı ayrıdır. Fakat herkesin içinde bir İstanbul vardır, iyi, kötü veya boş bir intibayla da olsa. Çünkü sayılabilen ölçülerle 15 milyon nüfusa dayanan bu kocamış kent, kanaatimce 25 milyonu barındırıyor kanatlarının altında. Bu 25 milyon içinden elbette sizi tanıyan veya sizin tanıdığınız biri olacaktır ve bu ufak da olsa sizinle aranızda bir bağ kurmasına yetecektir bu kentin. Bundan dolayı bir gün eninde sonunda yolunuz düşecektir taşı toprağı altın bu şehre. Hiç kimseyi bilmeseniz ki bilseniz de farketmez, nasılsa yalnız kalmaya mahkum edildiğiniz bir şehirdesiniz, toprağın altındaki altını kazmak, taşını kazımak için gelirsiniz Şehr-i Sitanbul’a. Çünkü bu şehir en çok hayalcileri misafir eder bütün konukseverliğiyle. Güzel görünür, caziptir, herşey mükemmel işliyordur hayal gözlüklerinizin ardında.
Sonra bir gün aniden değil alıştıra alıştıra o misafirperver, güzel kadın gider, yerine sizi kapı önüne koymaya hazır eli maşalı, şirret bir kadın gelir. Gözlüklerinizi çıkardığınızda bir anda gerçeklerle başbaşa kalmak incitir bütün hayalperestliğinizi. Önce masallardan nefret etmeye başlarsınız, ardından hikayeler ve romanlardan. Yaşanmışlıklar gereksizdir artık gözünüzde, hülyalar boş, tatsız, tutsuz. Çünkü artık sizin gözünüzde yeni bir roman yazılacaktır, kendi hayatınız. Başkalarının hayatından size nedir, size siz zaten yetersiniz. Bu şehrin size verdiği ilk şey bencillik olmuştur bile. Eğer akl-ı selimseniz dönersiniz geriye. Fakat deliyseniz devam edersiniz size katılacak başka kıymetlere, daha çok kıymetsizliklere.Küçük kıyametiniz kopmuş gibi olur sizce. Bir dönem kıymetini bilemediğiniz geçmişinize ah vah edersiniz. Fakat geçmişe mazi demeyi de iyi bilirisiniz. Hem dönseniz de geri dönme ihtimaliniz yüzde doksandır. Çünkü kanınıza esrar gibi işleyen bu şehir, sizi bağımlısı yapmıştır. Hem de iflah olmaz bir bağımlı. Öyle arzularsınız ki burayı eşi dostu, çoluğu çocuğu hatta kendinizi unutturacak kadar bağlanır, yanar tutuşursunuz bu fettan kadın için.
Dünyanın en güzel şeyinden bahsettim size. İstanbul’dan. Dünya’nın en güzel yeridir burası, dünyaları verseler tek bir parçasına değişilmez. Aşıklarını telef eden bir şuh kadındır İstanbul.
Sizi mutlu etmez belki ama size yaşanmış, tutkulu bir aşk bırakır. Size herşeyi unutturur burası, kendinizi bile. Kalabalık yalnızlığınızın yegane nişanesidir İstanbul. Öyle olmasına rağmen sizi mutlu etmeye yetmez yine de. Hapishaneleri aratmayan odamda içim burkulunca doğruca nineme koşar, onun keramet dolu sözlerini dinlerdim. Kendimi çoğu zaman yılgın hisseder, gözlerimi düşürür, derinden bir ah çeker, ‘İstanbul’a, cennetime gitsem şimdi ya. Zamanı geldi yine.’ derdim. Rahmetli ninem de: ‘Kızım için burkulunca, ‘ Âh! İstanbul’a gitsem !’ diyorsun. Fakat bilmiyorsun ki için İstanbul olmadıkça nereye gitsen boş, velev ki gittiğin yer cennet olsa dahi.’ Haklıymış ninem rahmetli. Dünyanın en güzel şeyi bile sizi mutlu etmedikten sonra neye yarar onun güzelliği?
Size dünyanın en güzel şeyinden bahsedemedim, affedin. En güzel şeyin bile kusursuz güzel olmadığını bilemedim. Bilemedim her güzelin bir kusuru olduğunu. Bunu da dediydi ninem rahmetli. Yazar: Esra KİRİK Tarih: 2008-08-28
|
|