NELER UMDUK, NELER BULDUK ?
‘Kadınsam Kadınım’ diye başladık sizlerle; ancak bu yazıdan sonra gördüm ki öyle kadınsam kadınım tek derdim de bu, diyen pek kimsenin olmadığını gördüm. Nasıl desinler ki zavallılar, yani diyelim ki zavallı biz? Bu zavallı tabirini kullanmak istemezdim ama maalesef öyle olduk. Düşünün bir, ‘Kadının karnından sıpanın, sırtından sopanın eksik edilmemesi gerekliliğine uygun bir atasözümüz bile var. Yani atalarımızdan, kandan gelen bir durum bu. Genetik. Ekmek gibi, su gibi.. İçimize işlemiş artık. Kimi suçlayacaksın ki? Kadın dayak yer, yiyor. Bedensel şiddetten geçiyorum, ruhsal şiddetten tutun da dilsel şiddete varana kadar ismini koyamadığımız şiddet türleri ortya çıkmaya başladı. Tabi şiddetten kastımız öncelikli olarak fiziksel dayak. Konuyla ilgili epey bir araştırmaya baktım. Sizlerle paylaşacak çok şey buldum. Yalnız bekliyordum da bu kadarını beklemiyordum desem inanın. Hani benimki biraz da neler umduk, neler bulduk meselesine döndü.

Birleşmiş milletlerin yaptığı bir araştırmaya göre kadınların yüzde altmışı evliliklerinin ilk gününde dayak yiyormuş. Erkek, dayak atmak için öyle aradan uzun bir zamanın geçmesini de beklemiyor. Sabah olsun da öyle atayım diye düşünenler var mıdır veya bu dayak işini planlı hale getirenler var mıdır bilmem. Psikopat bir erkek egemen toplum düzenini oturtmaya çalışan zamsalaklardan çok ne de olsa. Aile içi suçların yüzde doksanı da yine kadına karşı işlenen suçlardanmış. Yüzde onluk kısma nelerin girdiğini mertak ettim doğrusu. Sonuçta erkek dayak yemiyordur herhalde. Yiyorsa bile bunu söyleyebilecek adamın alnından öpmeli diye düşünüyorum.

Dünyada kadının en çok saygı gördüğü, siyasete dahil edildiği, iş hayatında yer edindiği ülkeler arasında İsveç ilk sırayı alıyormuş. Ne demeli şimdi buna? İsveç en çok kitap okuyan ülke sıralamasında da birinci, malumumuz. Demek ki okuma oranıyla kadın haklarına saygı arasında müthiş bir paralellik mevcut. Türkiye ise bu sıralamada sondan üçüncü olarak yerini alıyor. Anlaşılan biz kadınlarımıza attığımız dayağa sarfettiğimiz güç kadar, kitap okumaya zerre miktar gayret sarfetmiyoruz. Allahtan bu sıralamada Ermenistan’ı geçiyoruz. Sevinebildiğim tek nokta burası oldu galiba.

Türkiye’de dayağın sınırları ile ilgili araştırma yapan pek çok araştırmacı var sağolsun. Bizlere çok ilginç bilgiler sunan araştırmalar bunlar. Bu araştırmalardan birine göre erkek kadına şiddet uygulamadan önce ağır hakaret ediyor, kadınsa kavga büyümesin diye sesini çıkarmıyor. Aile içi şiddeti tüm eğitim ve gelir grupları ile sosyal statü mensubu erkeğin meşru ve haklı olarak kabul edebildiğini yazan araştırmacılar bir nevi potansiyel şiddetçiliğin olduğunu belirtiyorlar. Şiddetin aktörlerinin baba, koca, sevgili, nişanlı, kardeş ve hatta anne, kaynana,görümce olduğu bile çıkıyor ortaya. Bunlara göre şiddet ne suç, ne ayıp, ne günah. Hatta hatta bazı erkeklere göre dayak atma temel hak ve özgürlüklerden biri bile olmalıymış. Olsa da toplanıp bunu söyleyen adamlara, ‘Hay Allah senden razı olsun.’ Deyip, eşek sudan gelinceye kadar bir güzel dövüp arkasından da ‘ Hakkım olanı yaptım , oh iyi yaptım!’ deyip adamın suratına pişkin pişkin gülmek ne güzel olurdu. Bakıyorum da benim içimde de şiddet var. Yaptırmasınlar kardeşim onlar da. İşte dayak atan erkek de böyle söylüyormuş ve ekliyormuş: ‘Beni deli ediyor bu kadın ya!...’.

Fiziksel şiddeti anlatmaya lüzüm yok. Maalesef dayak atan erkeklerimiz çok yaratıcı zihniyetlere sahipler ki akla hayale gelmeyecek dayak ve işkence yöntemlerini uygulayabiliyorlar. Şimdi buradan bunları anlatırsak ahlaka aykırı cümleler sarfetmemiz gerecek. Dil dayağına geçelim biz. Erkekler sözün bittiği yerde, küfrün yetmediğine inanıyorsa o zaman kaba kuvvete başvuruyor. Küfür bazen tek başına etkili olabiliyor. Ama Türkiye’de şiddet uygulanırken veya öncesinde kullanılan sözcükler hemen hemen aynı ve sınırlı sayıda. Bu konuda aynı üretken zihniyetler pek çalışamamış anlaşılan. Bence hemen şu işi ciddiye almalılar ki küfür bakımından kelime hazinesi bakımından zengin bir dayak sözlüğü icad olunsun. Kültürümüze minik bir katkıları olsun, değil mi ama. Kadınlara tehdit amaçlı söylenen sözlerin başında “Seni dağa kaldırırım.”, “Yüzüne kezzap atarım.”, “Seni ayağa düşürürüm.”, “Arkana adam takarım.” gibi tehditler ilk sırada yer alıyor. Küfürler arasında ise en sık başvurulanı ise ‘o..’ sözcüğü. Kadının tıkandığı son nokta. Namusuna küfredilen kadın ne yapsın o esnadan sonra? Kadının en çok incindiği tarafı, kadının aşağılık bulunduğu en son hal. Erkekler kadını nasıl izale edebileceklerini biliyor. Öyle bir durum olmadığı halde bunu elinde bir koz haline getiren erkek attığı dayağı meşrulaştırmaya çalışıyor kendince. Bunu ne kadar becerebildiği elbette tartışılır. Nedense erkekler kadınları en fazla ‘sahiplendikleri’, ‘başka durum ya da kişilerden sakındıkları’, ‘koruma altına aldıkları’ anda bu sözcüğü kullanıyor ve ardından da dövüyorlar.

Söylenen cümlelerden tutun da edilen şikayetlere kadar bir dolu şey var daha. Bunlara devam edeceğim. Daha neler göreceğiz diyeceğiniz, şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacağınız o kadar çok şey var ki. Daha bir şey yazmadım ki. Bunlar da bir şey mi?...
Yazar: Esra KİRİK
Tarih: 2008-03-28


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Erzincan 24 Haber
http://www.erzincan24.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.erzincan24.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=121