KADINSAM KADINIM, TEK DERDİM O OLSUN?
Bismillahirrahmanirrahim ( Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)

‘‘ Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan, o ikisinden birçok erkek ve kadın üreten Rabbinize ( karşı gelmekten ) sakının. Onun ve rahimlerdekinin hürmetine birbirinizden dilek dilediğiniz Allah’tan sakının. Çünkü o Allah, üzerinizde gözcüdür.’’
(Nisa Suresi, 1. Ayet)

Kutsal kitabımızda Yüce Allah böyle buyuruyor. Daha doğrusu İslamiyet’in son din, Hz. Muhammed (S.A.V.) ‘in son peygamber, ve Kur’an-ı Kerim’in son kitap olduğuna aklen, fiilen ve kalben iman eden insanların kitabında, kadınlar ve aile yapısı ile ilgili bu ve buna benzer ayetler geçmektedir ki emrolunduğu üzere yaşansın. Kur’an-ı Kerim’de kadınla ilgili özellikle Nisa ve Bakara surelerinde çokça ayet geçmektedir. Yukarıdaki ayetin alındığı sure olan ‘ Nisa’ nın ‘ Kadınlar ’ anlamına gelmesi ve onun adına özel bir bölüm ayırmasıyla İslam’ın kadına ne kadar ehemmiyet vererek onu yücelttiği görülmektedir. Böyleyken, inanmayan bir kadının bile sırf bunun için İslamiyet’i seçebileceği düşüncesi bende zihnimde çokça yer eden bir kanaattir. Biliyoruz ki Kur’an-ı Kerim’ e gelene kadar hiç bir kitapta kadın bu kadar yüceltilmemiş ve İslam dışında hiç bir dinde, hakları bu denli korunmamıştır. Bu yönüyle kendi cümlelerinden başka hiç bir ispata gerek duymayan Kur’an-ı Kerim, sosyal hayatı ve aile kurumunu, kadının toplumdaki şahsi ve ahlaki durumunu belirleyici, önemli bir etkendir. Bu nedenle kimliğinde ‘Dini: İslam’ yazan her kadın, kadın hakkına doğuştan sahiptir şayet o dini özgürce yaşayabiliyorsa... Hal böyleyken kadınların hatırlanması için illa özel bir gün olması mı gerek, diye düşünmeden edemedim.

Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geliyor. Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart'ta eşitlik isteklerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar. Dünyada 30 yıl önce kutlanmaya başlayan bu gün bizde, Türkiye’de 24 yıldır kutlanıyor. Özellikle 90'lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile beraber 8 Mart daha geniş bir katılımla kutlanılır oldu. 8 Mart Dünya kadınlar gününün kutlanmasının ve Kadınların yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Dünya Kadınlar Gününde bugün de ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için çalışıldığı bilinmektedir.

Anlaşıldığı üzere ilk defa, çalışan kadın çalışma hakkını aramıştır. Bizde bunun yansımaları Cumhuriyetle beraber görülmeye başlanmıştır. Çünkü kadına seçme ve seçilme hakkı verilmiş, kadının da çalışıp para kazanabileceği, kendi haklarını kendilerinin koruyabileceği durumu ortaya çıkmıştır. Böylece kadının sosyal hayatta daha aktif olarak yer almaya başlamasıyla bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadın bir takım hakları talep etmiştir. Yani kadının hak arama çabaları çalışma hayatına girmesiyle başlamış görünüyor O zaman bu durumdan şöyle bir sonuş çıkarabiliriz: Kadın çalışmaya başlamasaydı hak istemesine gerek kalmayacaktı. O zaman kadın çalışmasın, böylece hak aramasına da gerek kalmaz diyebilir miyiz? Kısmen tabi ama birçok kadın için bu durum maddi bir gereksinim, bir kısmı içinse manevi bir doyum, yaşama tarzı, çalışma sevgisi vs. olarak açıklanabilir bence.

Özellikle batı ülkelerinde kadınların günlük hayatta saygıya değer bulunmaması, kendisine kıymet verilmemesi, değersiz görülmesi hatta insan yerine bile konulmaması neticesinde kadınlar kendilerine değer verilmesi için çok uğraşmışlardır. Çalışarak, kendi giderlerini kendileri karşılayarak ataerkil aile yapısını benimsemeyerek, kendine kendisi değer vermiştir ki batıda aile yapısı diye bir kurumdan söz etmek yersizdir. Biz biliriz ki kadını değerli yapan erkeğidir. Bir kadın erkeğinin gözünde nasılsa çevresince de öyle bilinir. Kadın erkeğinin hislerinin ve fikirlerinin bir nevi özetidir. Ona bakinca onu tamamlayan, yani kutsal kitabımızda bahsi geçen tek nefisten doğan, ondan da eşi yaratılan gerçek eşi görmek bu şekilde mümkün olur. Ya duyguda ya düşüncede birleşilen erkek bu noktada kadında vuku bulur veya kadın erkekte görülür, ikisi de doğrudur. Yine bizde kadın evinde çocuklarıyla ilgilenen, eşinin yemesine, giymesine, rahatına yardım eden, anne sorumluluğunu üzerinde taşıyarak namusunu önce kendisi sonra ailesi için koruyan çok üstün bir varlıktır. Özellikle anne olan kadın sadece kadın sözcüğüyle karşılanamayacak kadar yüce bir terime karşılık gelir. Kadın erkek eşittir diyenler Kur’an-ı Kerim’e kulak asmamaktadırlar. Çünkü Kur’an her şekilde erkeğe kadını üstün kılmıştır. Karakterinin sağlamlığı yönüyle kadın erkekten daha nükemmeldir ancak korunmaya muhtaçtır. Duygusal eğilimleri ile de aklını kısmen arka plana iten kadın sadece bu nedenlerden dolayı kusurlu görülebiir, bir kadın olarak bence de bu doğru bir çıkarımdır. Ancak yine de bir kadının erkeğini kendisinden üstün görmesi ona duyacağı saygıyı,sevgiyi ve güveni artıracağından önemlidir ve babaya bağlı toplum yapısı öngörülmelidir. Türk aile sistemi bunu gerektirir ve bu durum sadece işlevsel değildir, kültürel bir korunumdur da.

Özellikle de kökensiz bir fikir akımı olan‘feminizm’ saçmalıklarıyla Türk’ün ailevi kültür yapısını bozmak için kasıtlı yapılan saldırılara itibar eden bir grup densiz, kadının üstünlüğünü gereksiz kanıtlama çabası içindedirler ki onlar Kur’an ‘ı önemsemezler. Kendi söylemleri ilahi emirlerden daha kuvvetlidir onlara göre. Kadının aşağılandığı yargısı öncelikle,doğuya, özellikle de Cahilliye devri araplarına dayandırılır ki o dönem için kız çocuklarının gömülmesi bize gösterilen tek örnektir. Ancak bütün kız çocuklarının öldürülmediği gerçeği hiç konuşılmaz. Öyle olmasaydı Hz. Hatice nasıl bir tüccar olabilirdi? O dönemin deve kervanları şimdinin tır sürüsünü gösteriyor ve bu bir kadının sahip olabileceği maddi imkanın ne denli büyük olduğunu da göstermiyor mu bize? O halde Cahiliye devrinde kadına verilen hak kadar batıda kadına önem verilmemilştir. O halde batı zihniyeti Cahiliye zihniyetinden daha alçak bir zihniyettir. Orta Çağ felsefesine göre kadın sadece cinsel bir meta olarak görülür ve kadının ruhunun var olup olmadığı bile tartışma konusudur. Bir kadın Feminizm yanlılarınca Avrupa’da bizden daha haklı bir konuma bu şekilde nasıl gelebiliyor, bunu anlamak insanın akıl derekelerini zorlamakla kalmıyor, aklı bir kenara koyup öyle algılamaya çalışmama sebep oluyor benim.

Konuyla alakalı kadını haklı gösteren sebeplerden biri de aile içi şiddet tabi. Erkek dövüyormuş. Döven erkek haksızlığını meşrulaştırmaya çalışan erkektir. O erkek acizdir de acziyet erkeği erkek yapmaz, kadını düşürdüğü haldeki gibi olduğundan, erkeği kadın yapar. Ayrıca bunu engellemenin tek yolu eğitimdir ki bu başlı başına bir konu hükmündedir bence. Anlatmaya cümleler yetmez.

Kadın çocuk doğurmanın, anne olmanın çok ötesinde işlerle meşgul oluyor şimdilerde. Kadın olmak zor zenaat’ diyen kadınlar kadınlığı bir meziyet olarak görürken doğurduğu çocukların ‘Aman o da benim gibi ezileceğine, kız yerine taş doğsun’ diyerek biraz da kendi varoluş amaçlarının önünde durmazlar mı? Asıl cahilliği bu kadınlar kendlerine yapmazlar mı? Bugün kadının başındaki örtünün adı yaşmak yerine problem olarak değiştirilip, özgürlüğün temel taşlarını yerinden söküyorsa bence uğraşılması gereken şey kadının çalışma hayatındaki konumu, emeği, olmamalıdır. Kendisine en çok şefkatin yakıştığı kadınlarımız sedece bu günlerde hatırlanmamalı, her zaman kıymete haiz olmalıdır ki bunu da ancak kadın kendi lisan-ı haliyle anlatabillir. Ne kadın olmak ne erkek olmak zordur. Önemli olan karşılıklı anlayıştır, kendini karşındakinin yerine koyabilmek, onun gibi görebilmektir.

Onun gibi düşünebilmektir küçük farklarla da olsa. Bu yapılırsa ne kadın hak arar ne erkek. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik adına atılan naralara birazcık olsun son verilir. Ne dersiniz ?
Yazar: Esra KİRİK
Tarih: 2008-03-10


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Erzincan 24 Haber
http://www.erzincan24.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.erzincan24.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=113